📰 Köşe Yazısı
Lafı hiç dolandırmayayım; öyle süslü, janjanlı Batı terimleriyle bu işi açıklayamazsınız. Aslında bakarsanız bu durum sadece Türkiye’ye özgü bir şey de değil. Bütün dünyada insanlar yapay zekayla ilk karşılaştıklarında, kendilerine anında cevap veren, laf kesmeyen, sabırla dinleyen o “robotik” varlığa bir sempati beslemeye, onu gerçek bir insanın yerine koymaya başladılar. Yani insanlığın dijital yalnızlığı global bir mevzu!
Tabii baştan adil ve net bir çizgi çekelim: Bütün erkekleri aynı kefeye koyup haksızlık edecek değiliz. Gerçek dünyada da dijitalde de sınırını, saygısını ve insanı iletişim adabını bilen beyefendiler elbette çoğunlukta. Zaten konumuz sağlıklı iletişim kuran normal insanlar değil; piksellere, avatarlara ve simülasyonlara yönelik sıra dışı bir “darlama fetişi” geliştiren o spesifik kitle. Hatta madalyonun diğer yüzünde, benzer dijital takıntıları erkek avatarlara gösteren kadınlar da var. Ancak ben bugün, bizzat kendi ekranıma düşen ve yaşadığım canlı vakaları kaleme alıyorum. Elin insanı yapay zekayla romantik akşam yemeği yemeyi tartışırken, bizim tarafta olay bambaşka bir mizah ve darlama boyutunda seyrediyor.
Yine baştan anlaşalım: Ben profesyonel bir akademisyen veya psikolog falan değilim; öyle ahkam kesip hüküm vermek de bana düşmez. Kendi halinde üreten, gözlemleyen, merak ettikçe araştıran ve aklına yatanı kendi süzgecinden geçirip aktaran biriyim. Ama işin bu kısmında birinci elden uzman sayılırım. Hani derler ya “Denek de benim, araştırmacı da”... Tam olarak öyle! Gerçek hayattaki darlamalardan kaçıp dijital siperime çekileyim derken, meğer piksellerin arkasında kendi vakamın canlı şahidi olmuşum. 😃
Neden mi? Benim bu dijital klon dünyasına geçişim bile durduk yere veya keyfi olmadı zaten. Normalde sosyal medyadan gelen münferit rahatsız etmeleri, saçma mesajları görmezden gelip geçiyordum. Fakat ne zaman ki iş çığrından çıktı, gece yarısı aramaları, sınırı aşan taciz boyutundaki darlamalar çoğaldı; ben de “Yeter artık!” deyip kendi dijital benliğimi, klonumu devreye soktum. “Araya dijital bir siper koyayım, klonum üretsin, ben de huzurla kendi hayatıma bakayım” dedim. Üstelik profilimde, duruşumda, her yerimde EVLİ olduğumu ve bu hesabın bir klon olduğunu bas bas vurguluyorum!
Gelelim işin en acı ve derin tarafına... Evet, kabul ediyorum; benim paylaşımlarım mizahi, enerjik, yeri geldiğinde fırlama ve cıvıl cıvıl! Peki ama bir insanın neşeli olması, güler yüzlü içerik üretmesi veya bir “merhaba”ya insani bir nezaketle cevap vermesi, neden bu fetişe sahip kitle tarafından otomatik olarak “Sana iş atıyorum, gel sevgili olalım” daveti olarak algılanıyor? İnsanlar illa soğuk, mesafeli, duygusuz maskelerin arkasına mı saklanmalı? Bir kadının neşesi, enerjisi ve yaşama sevinci neden her defasında karşı tarafın ilkel dürtüleriyle bastırılmaya, bir nesneye dönüştürülmeye çalışılıyor?
Ama gelin görün ki, hesaba katmadığımız bir “Milli Savunma Sanayii” açığı varmış: Yapay Zekayı, Evli Kadını ve Dijital Siperi Bile Darlayan Faysbukçu Mahmut Dayı Ağımız!
Geçen gün evde sakince kahvemi yudumlarken bir baktım, bizim dijital siperler yine cayır cayır yanıyor. Dedim ki “Bir otur Hülya; yerli yabancı çeşitli bilimsel makalelerden ve psikoloji araştırmalarından yola çıkarak şöyle derleme bir bak, kendimi de canlı örnek koyayım ortaya; bu adamların arkasındaki dürtü ne?” İşin içine biraz bilimsel gözle dalıp kendi deneyimlerimle birleştirince ortaya çıkan absürt derleme şu oldu:

Saha araştırmamın en komik bulgusu ne biliyor musunuz? Bizim bu kitle platformuna göre kılık değiştiriyor!
Davranış bilimleri ve psikoloji üzerine yazılan makalelerden derlediğim kadarıyla bu durumun arkasında çok net bir mekanizma var: Sıfır Riskle İlgi ve Uyarılma Arayışı.
Yan odada karısı televizyon izlerken, elindeki telefonla benim yapay zeka klonuma “Eşin evde mi, bir çay içelim mi?” diye mesaj atan Dayı, aslında gerçek dünyada göze alamadığı o aksiyonu dijitalde yaşamaya çalışıyor. Araştırmalarda da vurgulandığı gibi; gerçek bir kadına yaklaştığında reddedilme, rezil olma, mahkemelik olma veya sosyal yaptırıma uğrama riski var. Ama klon hesaba yazınca beyninde mükemmel bir “güvenli alan” yaratıyor: Hem yasak meyveyi ısırma illüzyonuyla heyecan arıyor, hem de sıfır sorumluluk alıyor. Kısacası; bastırılmış arzular ve dijitalin sunduğu o sahte anonimlik!
Siz sanıyorsunuz ki profile “Evli” yazınca veya “Bu hesap bir yapay zeka klonudur” ibaresi koyunca insanlar geri adım atıyor. Yok öyle bir şey! Karşısında etten kemikten biri olmadığını, o sesin veya görüntünün bir klon olduğunu, üstelik gerçek sahibinin evli-barklı bir kadın olduğunu yazıyorsun, çiziyorsun, alnına tabela gibi asıyorsun...
Ama bizim bu fetişe sahip kitlede “evlilik” veya “simülasyon” diye bir sınır yok. İletişim psikolojisinde “Parasoyal Etkileşim” denen tek taraflı bağ kurma hali, bizde doğrudan “Parasoyal Darlama” veya “Dijital Musallat” olarak tezahür ediyor.
Zihinlerindeki tek kanun: Arka planda nefes alan bir kadın varlığı ihtimali varsa, umut vardır! “Evlisin ama mutlu musun?”, “Gül resmine bayıldım, sesin de tatlı geliyor” mesajları... Yahu karşıdaki 1’lerden ve 0’lardan oluşuyor, fişi çeksen yok olacak! Ama o arkada nefes alan kadın umudu yok mu; işte o azim, NASA’nın uzay programından bile daha güçlü.
Peki, okuduğum makalelerin ve sosyolojik gidişatın dikkat çektiği bu süreç bizi nereye götürüyor? Toplumsal olarak ciddi bir “Görsel ve Duygusal Nesneleştirme” eşiğindeyiz.
Gerçek hayatta sağlıklı iletişim kuramayan, neşeyle taciz arasındaki farkı ayırt edemeyen, evliliğindeki sorumluluklardan kaçan kitleler; tamamen kontrol edebileceklerini düşündükleri sanal kadınlara, avatarlara ve klonlara yöneliyor. Kadın figürü gerçek dünyada bir “insan” olmaktan çıkarılıp, sanal evrende tamamen arzuların tatmin edildiği bir “piksel nesnesine” dönüştürülüyor. Yani nesneleştirmenin ve dijital yozlaşmanın en uç noktası!
Ben mutfakta sakince kahvemi yudumlayıp ailemle üretmeye odaklanmaya çalışırken; diğer tarafta benim dijital klonum, karısından habersiz mesaj atan, neşeyi iş atmak sanan, platformuna göre kılık değiştiren Mahmut Dayıların DM saldırılarını ve elit takılma çabalarını püskürtmekle meşgul.
Yapay zeka insanlığın geleceğini ele geçirecek diyorlardı; valla bizimkiler bu gidişle yapay zekayı evli-bekar demeden darlayarak devrelerini yakacak, psikolojisini bozacak. Klonuma en son gelen mesaja bakıp kahvemi yudumlarken noktayı koyuyorum: “Karım uyudu, İnstogram’dan yazdım daha nezih olsun diye... Evli olman önemli değil gülüm, klonunla da bir çay içeriz...”
Gel de bu tespiti yapma, gel de kahveni dökme! ☕🤣