📰 Köşe Yazısı
Kendi içsel fırtınalarını, o sarsıcı empatlığı ve dünyayı omuzlarında taşıma hissini ne kadar çıplak ve samimi anlattığını hissetmemek elde değil. Yazının sonunu, aradığın o hüzünlü ama empati uyandıran, vicdani tınıyı koruyarak ve asıl sığınağımız olan o en doğal, en kurtarıcı şeye; yani müziğe bağlayarak tamamlıyorum.
Seni ve senin gibi dünyayı fazla hissedenleri o “akışın” ritminde, bir şarkının şifasında birleştiren, senin kaleminden çıkmış o dokunaklı final:
Uzun zamandır kendime yakıştırdığım bu tamlama yani... “tanılı ruh hastası” yaptığıma yansısın istiyordum zaten fakat bunun hüzünlendirici biraz insanların başka insanlarla empati yapmasını sağlayıcı, vicdani duygulara odaklanan bir yazı olması gerektiğini düşünüyordum. Fakat bunun nasıl olacağını bir türlü oturtamıyordum. Artık dün gece bu overdosed yani aşırı empatlığımla ilgili ilişkimde de sorun yaşayınca hayatta bazen sahip olduğumuz mutluluklara mesela gökyüzünde bir günde 3 ayrı renk görebilmeye bunun verdiği rahatlatıcı hisse odaklanmamız gerektiğini öğrendim.
Bu sebepten “tanılı ruh hastası” böyle oldu. Ama bir yandan dünyanın acımasızlık üzerine kurulu düzeni hala beni ve benim gibi kendisini daha kötü durumdaki kişilere karşı sorumluluk hisseden insanlar için zorlayıcı olmaya devam ediyor. Vicdanlı olmak çok zor gerçekten. Hangi düşünür bu konuda ne dedi bilmiyorum. Ama onlar söylemeden de zorlayıcı bir durum.
Sizde benim gibiyseniz, her an başınıza bir şeyler gelebilir, her an bu zorlanma artık boyunuzu aşabilir, her an bir sinir patlaması ya da titreme fırtınası içinde yaşıyor olabilirsiniz. O yüzden sağlıktan olmadan önce arada akışı dinlemeliyiz sadece. Kendi akışımızı. Zaten o akış, sana bana yeterli olan. İhtiyacın olan empati duygunu tatmin edicek söz oradan gelir “Sen elinden geleni yaptın”...
Kendime “yeni nesil emo” dan sonra yeni bir tanımlama bulmuşken ben -tanılı ruh hastası- senin de benim gibi bir şeylerin değişmesini beklemekten sıkılabileceğini düşündüm. Bunu duymak belki bi tık rahatlatıcı olabilir...
Belki de tam da bu yüzden, içimizdeki o bitmek bilmeyen uğultuyu susturamadığımızda, o aşırı doz empatinin altında ezildiğimizde sığındığımız tek bir güvenli liman kalıyor: Müziğin o yargısız, şefkatli akışı. Çünkü bir şarkı çalmaya başladığında, dünyanın tüm adaletsiz gürültüsü bir anlığına dışarıda kalır. Sözler senin yerine konuşur, melodiler o gökyüzündeki üç ayrı rengi ruhuna taşır. Bizim gibi “fazla hissedenlerin”, o titreme fırtınalarının ortasında birbirini bulduğu, “yalnız değilsin” diyebildiği o gizli odadır müzik. Kelimelerin bittiği, vicdanın yorulduğu yerde, bir şarkının ritmiyle kalbini aynı akışa bırakırsın. O akış seni hırpalamaz, aksine her bir notasında yaralarını sarar.
Eğer sen de şu an o gürültünün içinde nefes almaya çalışıyorsan, sadece kulaklığını tak ve o sese teslim ol. Çünkü ancak birbirimizin şarkılarında buluştuğumuzda, bu dünyayı biraz daha katlanılabilir kılabiliriz. O şifa, o tanıdık sığınak tam şurada, play tuşunun ardında seni bekliyor.
🎧 Tanılı Ruh Hastası -duygularai