🏠 Kayıt Ol
Kayıt Ol
🏠 Anasayfa ⊞ Dashboard 📰 Haberler
🎵 Şarkı Havuzu 🎧 Playlist Dinle 🤝 Playlist Kulübü 🏆 Top Liste 📻 Radyo 🎼 Güfte 🎸 Akorlar 📋 Repertuvarım
🏟 Meydan 🎧 Birlikte Dinle 🎤 Lansmanlar 💘 Eşleş 📋 İlan Panosu 📸 Instagram Kampanyası 💬 Mesajlar
🔍 Ara 🎓 Eğitim ❓ SSS
🎯 Hangisi? Düellosu 🎮 Neon Beat 🎸 Akort Cihazı
📻 Radyo
← Haberlere Dön 📰 Köşe Yazısı
Ateşler içinde kalmak...
08 Oct 2026 · @Duygularai · Söz yazarı, beatmaker
👁 68 🤍 1

Aynanın karşısında kendime baktığımda, aklıma başkalarının gelmesine neden olacak bir hayat yaşadığım için kendimden tiksiniyorum. Dişlerimi fırçalarken, bugün yataktan çıktığım ilk andan son ana kadar kendim için isteyerek yaptığım tek şeyin nefes alıp vermek olduğunu bilmek beni daha sabahtan kedere sürüklüyor. Endişemin, bugünün kavgasına hazır hissetmememin ve korktuğumun anlaşılabilir olabileceğini düşünmek beni ürpertiyor. Düşüncelerimin farkedilir oluşu korkularımı arttırıyor. Hazır değilim. Hazırsızlığım huzursuzluğumu arttırıyor. Kendimi soğuk suyun altında buluyorum. Huzursuzluğumu giderebileceğini düşünerek. Soğuk su vücuduma çarptığında ağzım açılıyor istemsizce. Yanan bir evin camından kapısından boşluk olan her yanından su nüfuz ettirilerek ateş söndürülmeye çalışılır ya... İşte öyle nüfuz ediyor su vücuduma. Bir şeyler için çabalıyor. Evet bu biraz iyi bir his. Su aktıkça beni öznel düşüncelerden kurtarıyor. Kötü ihtimallerden sonra gelen ama’lar gittikçe artıyor. Ama onu derim ama bunu yaparım diye diye yeni günün mücadelesi için suyun altından çıkıyorum.

Saçlarımı kurutup, özenle tarıyorum. Etrafıma düşürdüğüm banyoya toplanmış saçlarımı topluyorum özenle yumak yapıp atıyorum klozete basarken tuşa giden sadece saçlarım mı diye düşünüyorum. Tam banyodan çıkacakken, saçlarımı sadece taramak içime sinmiyor ama düzleştiriciyle hafif uçlarından geçiyorum. Bu bile vücut ısımı yeniden arttırmaya başlıyor. Ama düşünmeye vaktim yok artık nolursa olsun harekete geçmeliyim. En güzel kıyafetlerimi dün geceden ütüleyip, asmıştım. Üstüme geçirdim hafif bir kalem bir ruj biraz parlaklık verici bana yeterli şuan. Gücüm yok ayna karşısında durmaya. Ayakkabılarımı almamla giymem aynı anda yürürken bir oraya bir buraya tutuna tutuna. Hızla kapıya uzandığımda, yüzüme çarpar gibi sertçe açılıyor kapı. Kaçıyorum panikle geriye, kapıyı açan babam bir anlık göz göze geliyoruz ne kadar zaman olmuş gözlerimiz denk düşmeyeli, o bu anın uzamasını istemezcesine başını eğiyor, elinde çok sevdiğim fırından simitlerle yüzüme bakmadan konuşuyor, “bugün görüşmen mi vardı?” Bende gözlerimi onun üzerinde gezdirerek rahatsızlık vermek istemiyorum artık başımı geceden çantama koyduğum anahtarlarımı arar gibi yapıp “Evet iş görüşmesi” diye karşılık veriyorum ona bakmadan, “hadi inşallah olur” diyor boğuk kısık bir tonda içeri doğru ilerlerken. Kapıdan çıkarken arkamdan kapıya anahtarlarımı takıyorum yoksa kapanmıyor kapı herkesin rahatsız olabileceği bir ses çıkarmadan. Durağa kadar geliyorum bir şekilde. Bundan sonrası, öncesinden daha iyi olsun diye diye kendimi beynimde yiye yiye atıyorum her adımımı ileriye.

Ve o kalabalığın ortasında, içimdeki bu bitmek bilmeyen koşturmacanın ve yorgunluğun arasında, adımlarımı sabitleyen tek şey kulaklığımdan süzülen o melodi oluyor. Zihnimin içindeki sesler, o kaygılar ve o ağır adımlar, bir şarkının ritmine karışıp hafifliyor. Hayatın o boğucu gürültüsü içinde kaybolmamak için sığındığım tek yer, notaların o şefkatli kolları.

(Not: Müzik tarihi boyunca pek çok usta sanatçı, ruhun en karanlık dehlizlerini ve anksiyete dolu sabahlarını tam da bu melodilerle notaya döktü; belki de kulaklığımızdaki o tek şarkı, kimsenin duyamadığı çığlıklarımızın en sadık aranjörüdür.)

Paylaş
💬 WhatsApp ✕ X f Facebook 📱 Story Görseli
Instagram'ın doğrudan paylaşım linki yok — "📱 Story Görseli"ne bas, açılan markalı görseli indirip hikayene ekle. Ya da telefonda 📤 Paylaş'a basıp Instagram'ı seçebilir, ya da linki kopyalayıp DM'e ekleyebilirsin.
💬 0 Yorum